386.215614 Dion

 

Bu dünyaya 8. Gelişimdi ve her gelişimde tanrı varsa eğer neden beni reenkarne ettiğini merak ediyordum. Her gelişimde çeşitli topluluklar tarafından kabul görüyor diğerlerinden görmüyor sonrasında bir şekilde ölüp tekrar dünyaya geliyordum. Bu döngü o kadar canımı sıkmaya başlamıştı ki artık son bulmasını istiyordum ama yaşadığımız bu distopya da pek de mümkün değildi.

İlk insanlığın ölümünü bile kimsenin hatırlamadığı, tarih kitaplarının önemli bilgilerle dolmadığı ve hatta yeni bilgi veren insanların yakıldığı bu dünya da yaşamak kolay değildi. Bu dünyaya dair bildiğimiz tek şey bu dünyanın adıydı, 386.215614. Gezegen Dion. Araştırmacılarımız, yazarlarımız, sanatçılarımız veya dünyaya güzellik katabilecek hiçbir şey, hiç kimse yoktu. Çocuklar bile yoktu…

Hepimizin doğumu bilinmeyen bir şekilde oluyor ve 18. Yaşımızdan sonra hayatımızı görür hale geliyorduk. Hepimiz hayata 18 yaşında başlamış oluyor ve geri kalan bilinmez hatıraların eşliğinde yaşayıp gidiyorduk. Bana göre 18. Yaşımızdan öncesini hatırlamama sebebimiz reenkarnasyon geçirip durduğumuz için o süre zarfında diğer hayatlarımızı yaşıyor oluşumuzdu ama kimse benim gördüğüm yerden görmüyordu. Dion da insanlar her zaman tek başına ve ailesiz bir şekilde yaşıyor, arkadaşlar ediniyor ama edindikleri arkadaşları bir süre sonra unutuyorlardı. Gezegeni tuhaf yapan buydu çünkü diğer gezegenlerle iletişime geçtiğimiz vakit o gezegenler de böylesi yaşamların olmadığını öğreniyorduk. İletişime geçme şeklimiz ise genelde magnetik reaktörlerin Kuzey Yıldızının yan tarafına sinyaller göndermesi ile oluyordu, bunları biliyordum çünkü bu magnetik reaktörleri çalıştıranlardan biri de bendim.

Bu hayatımda bana verilen isim Andrea idi, Andrea Sloksan. Küçük bir kulübede yaşamasına rağmen reaktörleri çalıştırabilecek kadar zeki bulunan ve insanlardan saklanan kitapları okuyabilen biriydim.

Ne zaman reenkarne olsak diğer yaşamlarımıza dair anılarımızı saklama seçeneği sunuluyordu isteyenler saklıyor ama istemeyenler onları unutup ilk hayatı gibi yaşıyordu. Ben bu zamana kadar 5 kere bir erkeğin 3 kere de bir kadın olarak yaşadığımdan bir daha aynı hataları yapmamak adına saklamayı seçiyordum. Neden şimdi tüm bunları düşündüğümü bile bilmezken yine her gün gibi bugün de reaktörler için yeni çizimler yapıyordum. Reaktörlerin güç mekanizmaları her zaman fazla enerjiyi kaldıramadıklarından eriyorlardı ve bizden yeni reaktör tasarımı isteniyordu. Tekrar çizime geri döndüğüm vakit onun o alışık olduğum sesi kulaklarıma ilişti ‘’ olmuyor işte daha fazla zorlamaya gerek yok’’ normal de onu dinleyip çizimi bırakmam gerekiyordu ama bırakmamıştım. Dion da eğer birisi ‘’gerek yok’’ kalıbını size doğru kullanırsa sizden beklenen o işi yapmamanız olur çünkü bu dünya da umut ve ümit kavramlarının ve hatta devam edebilme işlevlerinin etkin olduğu söylenemez. ‘’Andrea sana diyorum bıraksana çizimi’’ ben çizime devam ettikçe nefes alışverişleri düzensizliğe girmeye başlamıştı. Adım sesleri yakınıma doğru yaklaştıkça kokusu burnuma geliyordu ama yine de yılmadan devam ediyordum çünkü artık bitsin istiyordum. ‘’derdin ne senin’’ derin bir nefes alıp kalemi durdurdum, ‘’bende biliyorum olmayacağını ama yıldım tamam mı? Sürekli aynı şeyleri yapmaktan yıldım. Tekrar tekrar dünyaya geliyoruz ama yine hep aynı döngü içerisinde bulunuyoruz bundan yıldım sadece’’ aldığım nefes gözlerimi de yakar hale geldi ‘’biliyorum Karen, ne zaman dünyaya gelsek bunları yaşamamızın bizi insan yaptığını biliyorum ama artık robot gibi hissettirmeye başladı ve ben aynı şeylerin devam etmesini istemiyorum’’ elini sağ omzumda hissedince başımı kaldırıp yüzüne baktım. Endişesi siyah gözlerinden dışarı beyaz olarak yansıyordu ‘’bunu hissetmen anormal biliyorsun değil mi?’’ öyleydi, gıkımızı çıkarmamız pek mümkün değildi çünkü bizden istenen düzene uyup ilerlememizdi. ‘’eğer sıkıldıysan bırak çizimi biraz dışarıya çık’’ nedense söylediklerimin bir şey değiştirmeyeceğini bilerek yine de söylemiştim. Kalkmazsam eğer boynumuzda bulunan yapay damarlardan birini kendine doğru çıkarıp beni tekrar reenkarnasyon sürecine sokabilirdi bu yüzden yenilginin verdiği ağırlıkla sandalyeden kalktım.

386.215615. Gezegenin yakınlığı tekrar gözümün önüne gelince yıkılışım yenilendi. Bir şeyler değişmiyordu ve kimse de neden değişmediğini sorgulamıyordu. Bize verilen kulübenin – çizim yaptığım yer – önünde bulunan taşlardan birine oturdum. 615. Gezegen bizim gezegenimize nazaran daha sakin ve hayat doluydu, yani ben öyle umuyordum. Bizim gezegenimiz de renkler daha çok kırmızı, lacivert, mürdüm, siyahtan oluşuyorken onların dünyaları bizim renklerimizin açık tonlarından oluşuyordu. Ben her zaman bunu yaşamaktan sıkılmıştım, yaşadığım hayatı o dünya da yaşsam daha da iyi yaşayacağımı hayal etmekten sıkılmıştım. Aldığımız bilgilere göre orada kimse yapay damara sahip değildi, biz sahiptik. Her reenkarne geçirdiğimiz zaman bedenlerimiz güçsüz düştüğünde devlet bedenlerimizi alıyor ve yeni reenkarne geçirecekler için bedenin içine yapay bir şah damarı ekliyordu. Bu şah damarı tüm vücudun bir robotunki gibi tamamen kapanmasına yol açıyor ve tümden her şeyi bitiriyordu. Devlet bunu koydukları düzene karşı çıkanlar için geliştirmişti.

Ben bu zamana kadar her şeye olması gereken diye bakarken şimdi ise bunların hepsinin saçma olduğunu düşünüyordum. Diğer gezegenlerde ölüm diye bir şey varken bizde yoktu. Bizim tanrımız bile yoktu…

Yokluğun varlıkla hayat bulduğu bir distopyaydı, sevgi bile yoktu bu yüzden bilmediğimiz hiçbir şeye sempati ile yaklaşmaktansa sinirle yaklaşıyorduk. Ben bunların böyle olduğunu okuduğum kitaplardan öğrenmiştim ve şimdi öğrendiğim bilgi ile herkese karşı öfkeleniyordum. Evet öfke normaldi ama nereye kadar?

‘’Yine buradasın, bu aralar buraya çok geliyorsun’’ tüm her şeyden uzaklaşmamı sağlayan sesi kulaklarıma iliştiğinde içimdeki kurumuş bahçeler yeşeriyordu, şiir yazılmayan ve şirin ne olduğunu bile bilmeyen bu gezegende bana şiir yazdırtıyordu. Ona söylemek istediklerimin ne olduğunu öğrenmeye çalışırken varmıştım bu sonuca: ona dair her şey şiirdi. ‘’sanırım bu hafta 6. Defa bunları hissettiğim için yine buradayım ve tesadüfe bak ki sende buradasın’’ güldü. Gülüşünün bile kendine dair hayatı vardı, insanlara iyi gelen bir kişiliğe sahipti gülüşü. Tüm kırmızılarımı pembeliklere çevirebiliyordu, ‘’camdan seni gördüm, andrea buradaysa kesin yine robot gibi hissetmiştir dedim ve geldim’’ her zaman aynısını yapıyordu, yalnız kalmaya çalıştığım her seferde hayatıma bir şekilde izinsiz geliyor ve bunu normal sayıyordu. ‘’ama yine yanıma oturmak için izin istemedin’’ diğer gülüşlerinden farklı olarak bu sefer gülüşünden ses çıktı sanırım buna okuduğum bir kitapta kahkaha deniyordu ‘’her seferinde izin istemediğime takılıyorsun asla senin kötü düşüncelerin sana zuhur ettiğinde yanında olmak istediğime takılmıyorsun’’ haklıydı ama yine de yanıma otururken izin istemesi gerekiyordu. ‘’söyle bakalım bu sefer nasıl patlak verdi o kötü düşüncelerin?’’ saçları çok güzeldi. Gerçekten ona dair her şey yeni sözcükler öğrenmeme neden oluyordu ve bu gittikçe hoşuma gitmeye başlamıştı. ‘’ çizim yaparken yine beğenmeyeceklerini ve yeterli gelmeyeceğine emin olduğum bir çizim olduğunu fark ettim. Sadece madem yeterli değil o zaman tamamen yapmayalım istedim’’ taşa yasladığım elimin üzerine elini koydu ‘’çok düşünüyorsun’’ belki evet ama yine de haksız olmadığımı biliyordum.

‘’Peki sayın muhteşem güzelliğe sahip muhteşem insan Asen Hanımefendi bu sefer ne öneriyorsunuz?’’ elimin üzerindeki elini çekti ‘’aslına bakarsan bu sefer bir şey önermeye gelmemiştim.’’ Ellerini birbiri ile birleştirince uzun siyah ve mürdüm saçları önüne düşmüştü. ‘’sadece yanında susmak istemiştim.’’ Dedikleri ile içimde bulunan tüm organların üzerine önce soğuk su dökülmüş sonrasında sıcak ve en sonunda da içimi sıcacık eden bir his gelmişti. ‘’sana bir şey soracağım’’ birden dediğim ile bana dönmüş ve bekleyen gözlerle bana bakar hale gelmişti.

‘’tabi, sor lütfen’’ derin bir nefes ‘’ sen benim yanımdayken her şeyin aslında iyi olduğunu, içinde bulunan organların daha önce hissetmediği kadar sıcaklık ama böyle can yakıcı olmayan bir sıcaklık ve önceki hayatlarının hep eksik yanının tamamlandığını hissediyor musun?’’ bir yaramazlık yaparken yakalanmış çocuk gibi gözleri açıldı, ellerinde hafif bir sıkma hareketi belirdi. ‘’vereceğim cevap bir şeyi değiştirir mi?’’ ona hayır anlamında başımı sallayınca güldü. ‘’o zaman cevabım evet’’ tekrar derin bir nefes aldım. ‘’sorma nedenim benim de aynısını hissetmem’’ yüzünde görmediğim gülümseme belirdi ama bir şeylerin ters gideceğine dair bir his içime yuva yaptı.

Aramızda olanların tam bir anlamı var mı bence ikimiz de bilmiyorduk ama bu gezegende kimsenin birbirine gülmediği şekilde birbirimize gülüyorduk. Tam elimi saçlarına atıp okşayacakken geri çekildi. Ayağa kalktı ve tam karşıma geldi. ‘’Artık uyan Andrea’’ etrafımızdaki her şey bulanıklaşmaya başladığında hatırladığım tek şey karanlıktı.

Tekrar normal olan gerçekliğe dönünce bedenim yatağımda ve üzerimde kalın bir yorgan vardı. Her gece aynı rüyayı görüyordum sanırım devletin gösterdiği simülasyon hata vermiş. Evet, Rüyalarımız bile ait değildi…

Yataktan kalkıp tek odaya sahip olan kutu gibi evimde karşımda bulunan lavaboya ilerledim, elimi yüzümü yıkadıktan sonra aynada gördüğüm görüntüye odaklandım. Lacivert saçlarımın uçlarında bulunan kır beyazlıklarına odaklandım. Sanırım kitaplarda bahsi geçen güzelliğe sahiptim, kendimi güzel görmem gerekiyordu biliyorum ama Asen ne zaman yanımda olsa her şeyden şüphe ediyordum.

Yeni güne başlamak neleri değiştirecek bilmiyorum ama sanırım yine de düzene uymak zorundayım… 

Yorumlar

Popüler Yayınlar