Bilinmeyeni Bilinenle Bulma Denklemi
Bilinmeyen sözcüğü , sözlükte "Değeri belli olmayan; bilinmedik, bilinmez, meçhul" anlamı ile bulunur. Bilinmeyeni bilmek insanlığın hep baş sorunu olmuştur, bilinmeyeni bilinenle bulmakta en kolay yolları... Bilinmeyeni bilinenle bulmak için çeşitli yollar ortaya atmışlardır fakat bu yolların üstünde çeşitli sorular vardır: evren nasıl yaratıldı? , ilk insan yoktan nasıl var oldu? , insan neden ölür? , ölüm sorununa ölümsüzlük çaresi var mıdır? , ölümsüzlük nedir ? Vb. Sorular hep üst olmuştur. Alt ise bilinmeyenlerle doludur fakat hep karantlıktır. Çoğu insan karanlıktan, yalnız bir adım atmaktan korkar bu yüzden de çoğu insan hep üstte kalır ve alta inmeyi aklının ucuna bile getirmez. Aklının ucuna getirmeyişi korku duygusunu ortaya çıkarır , korku insanın en yabancı şeylere duyduğu bir tür geri çekinme tepkisi olarak da adlandırılabilir. Üstü bilmek,üstte kalmak ise güven duygusunun verdiği yetkidir. Zamanın eskilerinde bunun bir örneği vardır : İnsanlığın ilerlediği dönemlerde baştan beri bir erkeğin gücü öne çıkarıldığı için her şeyi ilk baş erkekler bulup, kadınların buluşu bulan erkeklere itaat edeceğini düşünerek hep kadınlar bilinir kılınmıştır. Onların bilinirliği: buluşu bulana itaat etmekmiş. Erkeklerin yarı bulduğu şeyler kadınların günlük yaşamına yardım etmiyormuş, bu yardımsızlık kadınların canına tak ettiği için kadınlar yavaş yavaş bilinmeyeni bilinenle değilde altın getirdiği karanlık yollardan koşarak geçip aramaya başlamışlar. Kadının bilinirliği burada bozulup bilinmeyeni doğurmuş ve çoğu buluş yapan kadın cadı sayılıp öldürülmüş.
İslam'da ise bilinmeyeni bilmek farklı tezahür edecekken benzer yollara sapmış. Peygamberler ne zaman gelip, halkı İslam'a davet etse içlerinden hep birisi karşı çıkıp diğerlerini kendisine uydurmuş. Çoğu kişi bilinmeyene doğru gidip yeni bilineni öğrenirken çoğu kişi bilinenden bilinmeyeni bulmadan başka yol olmayacağını söylerek bildiklerini okumaya devam etmişler. Eğer aç kalırlarsa Taptıkları putun ailesinden bir kişi eksiltmesi gerektiğini veyahutta kız çocuklarının güçsüz olacağını bilerek diri diri gömmüşler. Gömülen çocukların yerini bilmedikleri bir yola girmemek için savaştıkları insanlar almış. Savaşlar, ölümler, barışlar ve daha bir çok insani eylem sırf bilinmeyenden kaçmak için yapılmış.
Hristiyanlıkta da böyledir, İslam'a benzer senaryolar gerçekleşmiştir. Hz. Meryem hamile kaldığında eşi olmadan hamile kaldığı için Hristiyanlıkta bir eş ithaf edilmiştir , İslam'da ise Allah'ın bir lütfu olarak görülmüştür. Hz. İsa doğmuştur evet ama sorunlar birbiri ardına gelmiştir. "Babası belli olmayan bir çocuk nasıl yardımcı olabilir?" Veya "kim olduğu belli olmayan bir adama kim inanabilir?" gibi başlıca sorular ortaya çıkmış ve bundan dolayı da Hz. İsa mucizelerle gelmiştir. Hz. İsaya kadar hiç kimse ölüyü dirilteni görmemiştir yani bu bir bilinmeyendir ve Hz. İsa dirilttiğinde korkmuşlardır. Hz. İsa birilerini diriltse de gerekirse dünyayı yerinden de oynatsa yine de bilinmeyeni gösterdiği için korkanlar olmaya devam etmiştir.
Burada bir ayrım başlar: hayat bilinen ve bilinmeyeni aynı anda içerirken insan neden tek bir tarafı seçer? İnsan neden hep aynı şeyleri yaşar? Bir ayrımdan iki yol doğması insandan insana göre değişiklik gösterir böylece...
Hayat herkese bir ayrım sunar, bir yön gösterir ve seçilmeyi bekleyen bir yol gösterir. Kişinin kendi ile başbaşa yaşadığı onca zorluk bilinmeyendir, yaşadığı her mutluluk ise bilinen yani insan bilmediği şeyleri yaşadığı için Tanrıya sinirlidir. Hayatı Tanrı verdiği için ilerisi için süregelen her şeyi de kişi kendisinin seçtiğini değilde Tanrının ona sunduğunu varsayar. Oysa ki Tanrı hem incilde hem Kur'an'da da bunu belirtmiştir "insan iradesi olan bir varlıktır." İrade yetisi olmasına rağmen en imanlısı bile yaşadığı tüm zorlukları eninde sonunda Tanrıya bağlar. Çoğu bilim insanı bile Tanrıya inanmazken eninde sonunda yoktan var eden bir gücün olduğu sonucuna varınca Tanrıyı bulur ama onlar bile yine de yaşanılan her şeyi sonunda Tanrıya bağlar asla İradenin getirdiği, verdiği kötü güce bağlamazlar.
İşte tam burada yine bilinmeyeni bilme denklemi ortaya çıkar zirâ hayat bilineni kolay bir şekilde sunmaz önümüze her zaman bir bilinmeyen illa ki yaşanır. Bu bilinmeyenin yaşanması birazda öğretilmiş gerçeklere dayanır yani insan doğup büyüdüğü yerde ne öğreniyorsa öyle devam eder. Bunun başlıca nedeni ailedir yani anne babadır fakat burada unutulmaması gereken şeylerden biri de zamanında onların bir anne babanın çocuğu oluşudur. Bir aile ne kadar çocuk sahibi olursa olsun hepsine bir çember çizer, o çemberin her bir parçası her çocuğa özeldir çünkü her çocukları bir değildir. Aileler çizdikleri bu çemberleri sadece kendileri çizdiğini,onlara özel yeni bir çember modelini düşünürler fakat onlar da çember çizerken çember içindedirler. Çizilen bu çemberler aslında geçmişten gelen evrensel samanyollarına benzer, bir yıldız gereğinden fazla parlarsa ölür.
Ailelerde çocukların o çemberden gereğinden fazla çıktığını görürse o çemberi daraltır, o çember artık bir halat ucu olur ve öldürür çember içindekini. Aslında çizilen her bir çemberin içinde yeni dünyalar olduğunu bilerek hareket etmek,yeni dünyalar için o çemberin içinde ölüp sonsuzluğun için dirilmek iyidir fakat her insan aynı olmadığı için insanların yarısı o çemberin içinde oturup sadece ölümü beklerler.
Ölüm onlar için nihai sondur fakat çemberin dışında olanlar subutinin yarattığı değil çember dışında oldukları için kötü olan şeylerdir. Bu subutilik baştan beridir vardı.İnsanlar ilk yaratıldığından beridir, hep bir kavga hep bir ayrım yapıldı. Adem’in oğulları birbirini öldürdü, Peygamber torunları’nın canına savaşta kıyıldı. Bu dünya var olduğundan beridir insan insana kıymaya hep devam etti. Bunlar olmaya devam ederken başkaları ise hep güçsüzleri ezdi, onların istedikleri her şeyi ellerinden alıp kendi istediklerini yaptırdı. Doğan kim büyükse kendi doğrusunu yazdı ve diğerlerine bunun herkes için doğru olacağını söyleyip öyle büyüttü ve bir nesli kendi doğrularını aramamayı öğretti ,bu doğrular çemberler şeklinde vücut buldu. Vücut bulan her doğru bir sese dönüştü, sesler ise bilinenlere fakat yanlışlar bilinmeyen oldu:''bilmediği bir işe girişmiş''. Bu yüzdendir ki bilinen yin yang beyazı iken bilinmeyen yin yang siyahıdır.



Yorumlar
Yorum Gönder