Telü
Kollarımda hissettiğim engeller tekrardan nefesimi kesmeye başladığı sırada sesini duydum ''Bunu her sabah yapıyorsun neden?'' Siyahtan kumrala çalan daha ne renk olduğuna kesin kanaat getirmediğim saçları ile karşımda elinde şırınga ile duruyordu. '' beni engelleyen hiçbir şeyi sevmiyorum'' bu hallerime gülerken elindeki şırıngayı metal tasa geri koydu. Yanıma yaklaşıp kollarıma uzandı ''geçen sefer gelen hemişerenin kolunu ısırmışsın sana dokundu diye, bana da yapmazsın değil mi?'' gülerek kafamı hayır anlamında ters yönlere hareket ettirdim.
''Onlar dokunduğu zaman sevmiyorum veya kişiliklerini de sevmiyorum ama seninle susmayı dahi seviyorum bu yüzden sana bir şey yapmam'' hoş gülüşü kulaklarımın yanında duyulduğunda gömleğin kilidini açtı. Kollarım sonunda özgürlük ile hareket ederken bana gülerek bakması tuhafıma gitmişti ''senin de her gece kolların böyle engellense sinir olursun'' bana gülerken şırıngayı tekrar aldı. Ağızdan ilaç almayı kabul etmediğim için şimdilik şırınga yöntemi ile ilaç veriyorlardı.
Canımı acıtmamaya özen göstererek şırıngayı belirginleştirdiği damarımdan içeri sokup şırınga boşaltana kadar bekledi ''canın acımıyor değil mi?'' sanki diğer hemşirelere zarar veren bir hasta değilmişim gibi bana normal insan şeklinde davranıyordu. ''acımıyor, işini bitirdikten sonra gidicek misin hemen?'' şırıngayı damarımdan çekip bana anlamaz şekilde bakmaya başladı, bence çokta anlaşılmayacak bir şey yoktu ''neden soruyorsun bunu?'' elindeki şırıngayı metal tasa bırakıp tekrar gömleğe ulaşmak için üzerime eğildi, yakınımda olması bile bana iyi geliyordu ''biraz daha kollarım açık dursa olmaz mı ? zaten gün boyu engelli oluyorum'' bana tekrardan anlamaz şekilde bakarken benden tekrardan uzaklaştı. Uzaklaşmasaydı damarıma şırınga ile verdiği ilaçtan daha iyi geliyordu bana...
''neden diğer hemşirelere davrandığın gibi davranmıyorsun bana ?'' ben olsam ben de bu soruyu sorardım ama ben bile şu an ne cevap vermem gerektiğini bilmiyordum. Diğerleri geldiği zaman bir çöpten farkım yokmuş gibi davranıyordu ama o geldiği zaman odanın içine birden çok güneş ışığı doluyordu, odanın içinde en güzel manzra olduğundan habersiz salınabiliyordu. ''sen niye bir deli hastanesine tıkalı kalan ve ona ilaç vermeye gelen o iğrenç hemşirelere zarar veren bir deliye neden insan gibi davranıyorsun?'' bana gülerek yatağın ucuna oturdu.
''Senin diğer hastalar gibi olmadığını biliyorum çünkü, ailende varislerin olarak açıkladığın insanların para için aç gözlülükleri nedeniyle senin en küçük öfke kontrol probleminde seni buraya kapatıp mirasına konduklarını biliyorum'' dedikleri ile aklıma dolan şeyler tekrardan öfkelendiriyordu ama o varken nedense sinir bile olamıyordum. Önceden onun gibi biri hayatımdayken ona çok zarar vermiştim ama şimdi ona benzeyen biri olduğu halde gülüşü bile içimi ısıtıyordu.
''demek beni araştırdın'' gülme sırası bendeydi, o ise bu dediğim ile üzülmüş gibiydi ''sadece senin neden farklı olduğunu merak etmiştim ama karşıma çıkan sonuçlarla senin adına üzüldüm o kadar'' ellerimi kaldırınca korktu ama belli etmemeye çalıştı. Ellerimi saçları ile buluşturup hafifçe okşadım, saçları pamuk gibi değilde pamuktan daha yumuşaktı ellerimi geri çekince şaşırmıştı 'bak yine aynısını yaptın, bana diğer hemşireler gibi davranmıyorsun'' hayatımda ilk defa arka arkaya iki kere güldüm. ''sen farklısın, bana hayatım boyunca insan gibi davranılmadı ama sen beni ne zaman gördün o zamandan beri bana insan gibi davranıyorsun. Beni kendi ailem bile dinlemedi hayatım boyunca ama ne zaman ilaç vermeye gelsen saçma sapan konuşsam bile bana cevap verdin, sana en saçma şeyleri söylediğimde bile güldün bana ve gerçekten sen gülünce çiçek açtı bu odada. Yemeklerimi getirdin ama ben zaten senin sohbetin ile kendimi o kadar doygun hissediyordum ki sana anlatsam bana gerçekten deli derdin ama demedin çünkü beni araştırdığını biliyordum. En sevdiğim renkte yani kırmızı eşyalar getirdin bana halbuki hastalara dışarıdan bir şey getirebilen tek kişiler aileleri olur ve sen bana kimsenin gelmediğini bildiğin için ailem oldun. Bana aşk hayatımı hiç sormadın çünkü zaten biliyordun ve hiç var olmamış gibi davrandın. Belki hep ben bir şeyler söyledim ve sen hep beni bildin ama sen konuşmasan dahi seni biliyordum. '' mimikleri dediklerim ile değişti. Gözleri dolmaya başladı ama gülüyordu.
''Bir şeyler yerine oturmasa bile senin için önemli değil çünkü karşındakini seviyorsan geri kalan her şeyin bir önemi kalmıyor. En sevdiğin şeylerden biri şeftali ama hep bana getirip ben yediğim zaman tadını sevdiğimde gülerek bana baktın. korku filimlerini seviyorsun ama onların gerçek versiyonlarını sana anlattığımda gerçeklerinden korkuyorsun asla dizilerinden değil. Hayatımda gördüğüm en güzel şeylerden birisin ama asla kendini geri çekemiyorsun gerçeklerden'' dediklerim ile ayağa kalktı. biraz düşünüp etrafına baktı ama sonrasında metal tası alıp bana döndü '' bu günlük bu kadar yeter, sende iyi olduğuna göre ben işime döneyim'' ona anlamaz şekilde bile bakamıyordum çünkü neden böyle bir şey yaptığını biliyordum. ''dediklerimi dinlemek istemiyor musun?'' kafasını hayır anlamında ters yönlere salladı ''hayır,istemiyorum'' ona peki der gibi kafa hareketi yaptığımda kollarıma baktı ''kendine geldiğine göre gömleği bağlamaya gerek yok. değerlerin yükseliyor seni yakın zamanda buradan çıkarırlar. bana söz ver, kendine iyi bakıcaksın anlaşıldı mı?'' bu halleri küçük bir çocuğun korkmuş hali gibiydi, normalde istediğim bir şey olduğunda almadan bırakmazdım ama bu sefer öyle bir şey olmadı ''söz veriyorum ama sende canını ne yakarsa yaksın dalga geçip üzerine düşünmeyeceksin'' o da bana söz verdi ama nedense sözünü tutamayacağını biliyordum.
O gittikten sonra çıktığı kapıya bakarak güldüm ''gerçeklerden geri çekemediğin zamanlarda korkarak kaçıyorsun aynı böyle ama nedense bunun senin için daha olduğunu söylüyor içimden bir ses. '' ve sonra bedenimi tekrardan yatağa bıraktım. Onunla konuştuktan sonraki günlerde bir daha onu görmedim. Ondan sonra ondan bile güzel hemşireler gelmişti ilaç vermeye ama hiçbirine tepki verecek halim yoktu bu yğzden gelen hemşireler de şaşırmıştı. Hemşirelere bir şey yapmadığım için onu görmediğim 24 günün ardından beni sonunda bu hastaneden çıkardılar.
Tekrardan eski hayatıma geri dönüp ona verdiğim sözü yerine getirmeye çalışıyordum ama bir şekilde kendimi bomboş duvara bakarken de buluyordum . İnsan en son kendine geri dönermiş ama ben ona geri bile dönemiyordum halbuki aynaya baksam kendimi görecektim ama yine de ben kendimden uzakta gibiydim.
Eski bir aşık gibiydik onunla sanki yıllardır birbirini tanıyan iki beden gibi ama ben kendimi onda görürken onun kendisini bende görmesinden korktuğunu gördüm. İnsan eğer sevmiyorsa karşıdakini kendisini görmek istemez karşıdakinde ve o da öyleydi. Ofisimin Gökyüzünü en çok gösteren kısmının yan tarafında asılı duran Atatürk Portresine gülerek baktım ''senin gibi benden aşkta kaybediyorum, evlatlar babalarına daha çok benzerlermiş bu yüzden mi kaybediyorum? ne zaman kendi vatanımı kazanıyorum?'' o bile bilmiyordu bunun cevabını...



Yorumlar
Yorum Gönder