içtiğin yıldızlar seni sona ulaştıracaklar
Balıklar öldükleri zaman su nereye akarsa oraya doğru hareket ederler, yaşarken savaş verdikleri suya karşı öldükleri zaman yenilirler. Akarsuyun başında ölmüş olan kırmızı balığı oynarken sesini duydum '' gitmemiz gerek'' nereye gideceğimizi pek bilmiyordum sadece ölmüş olan balığı gömmek istiyordum ''biraz geç kalsak olur mu? burada ölü bir balık buldum onu gömmeden yemek yemek istemiyorum'' derin bir nefes çekmesinin sebebini anlamış değilim, ölmüş bir insanı açıkta bırakmayışımız gibi balığı da bırakmasak ne olur ? ''Tamam'' balığı elimle tutup ağacın dibine doğru yürümeye başladım. ''sanarsın milletvekili öldü.'' derin bir nefes alıp kaldığım yerden devam ettim.
Toprağı eşelerken arkada sesinin kesildiğini sadece derin derin nefesler aldığını duyuyordum. Balığın yüzgecinin bir kısmı elimle dokundukça kayboluyordu, su hastalık dağıtıyordu sanırım. ''su da hastalık var'' yine ofladı ''varsa var sana mı dokunuyor ucu'' sadece saf bir nefreti vardı her şeye karşı...
''Jale eğer biraz daha negatiflik dağıtmaya devam edersen seni şuracıkta boğarım'' derin bir nefes aldı '' kızım ben hayatı ciddiye almayan insanım, istersen öldür öteki taraf varsa eğer orda da öflerim püflerim senin şu hallerine pasta yemek istediğim için katlanıyorum'' pasta neden bu kadar önemli hiçbir fikrim yok, insan evladı yemek denince kendi öz kardeşine bile kıyabilen bir varlık olduğundan çokta sorgulamamak en iyisi gibiydi ''önemli gördüğün hiçbir şey yok mu?'' biraz düşünür gibi oldu sonrasında yok anlamında omuzlarını biraz yukarı kaldırdı. Onunla ilk tanıştığımız da benden hoşlandığını düşündüğümden bunu kullanmak istedim ''Jale senden hoşlanıyorum'' beklemediği için ilk beş dakika gerçekten bir beş dakika sessizce bana baktı. ''iyi de sen kızsın yani bizden olur mu ki'' yüzüme belli belirsiz bir gülümseme yerleşti ''farkındaysan direkt reddetmedin eğer öyle olsaydı olmaz derdin ama olur mu diyorsun senden gerçekten hoşlanmıyorum yani bunun olabilme ihtimali bile aklımda yok sadece şok etkisine ihtiyacın vardı ve kullandım'' sustu morali bozulmuştu.
''hadi şunu göm de gidelim'' sonrasında bir daha öfleyip püflemedi. Balığı nazikçe gömerken elim bir taşın sivri kısmına gelip parmağımı kanatmıştı. Bunu görünce biir hareketlilik sesi gelmişti ama yine de aldırmadan gömmeye devam ettim. Bitince ona döner dönmez yüzünde endişeli ifade ile karşılaşmam bir oldu. ''bir şey yok iyiyim'' biraz yüzüme baktı sonrasında aldırmadan ''senin için endişelenmedim zaten pastayı bitirirler diye endişem.'' Duygularını belli edemeyen insanların genelde bir ruhsal problemi olduğunu düşünürüm veya bazı duygulardan eksik kalanların...
Ortak arkadaşımız Kerim'in doğum günüydü ve biz kafe arkasında, yürüme mesafesi yakınlarında bir akarsu bulmuş bu hale gelmiştik. Geldiğimiz yolu tekrar yürümeye dönünce sessizliği bozan taraf o oldu: ''Hande, hiç beni arkadaşlıktan başka bir statü de görmek için o gözle baktın mı?'' biraz düşünmeme bile gerek yoktu. Romantik hisler besleyebilecek kadar kendimi insan hissetmiyordum çünkü ilk insanların bile derdi açlık, susuzluktan önce korku ve aşktı. ''hayır'' adımları adımlarımı takip etmeye devam ediyordu. ''Peki benden başka birine besledin mi'' bunu düşünmem gerekebilirdi ''yani seninle ilk tanıştığımız da az da olsa görünüşüne hayran kalmıştım sonra seni tanıdıkça kişiliğine kaldım ama sen şu aralar sürekli beni bu konu da sürekli olarak sorguluyorsun'' adımları durdu. ''bir şeylerin farkındasın işte hande niye sorgulatıyorsun'' nefes aldım, derin bir nefes ''ne diyim Jale, sevmeyi bilmiyorum, sevilmeyi anlamıyorum. İnsan olmayı beceremiyorum ama en yakınım gördüğüm insanı ne arkadaşım ne sevgilim olarak görebiliyorum ne diyim yani sana'' yüzüne bilmiş bir gülüş yerleşti ''sen beni kalıpsız mı görüyorsun, yani her an her şey olabilecek cinsten'' belli belirsiz başımı evet anlamında salladım. Aramızdaki mesafeyi kapatmak adına koşarak yanıma geldi, ayaklarımın altından yer kabuğunun gittiğini anlayınca ister istemez gülme geldi.
''Sen bana şans vermesen de olur ben beklerim bana duyguların olmasını'' gülerek etrafında döndürüyordu. ''ya jale bıraksana midem bulanır hale geldi'' yavaşça bıraktıktan sonra ne yapacağını bilemeyip kafama iki kere pat pat yaptı. Yürümeye devam ederken ''bu konuştuklarımız aramızda kalsın'' deyince hemen onayladı. Sonunda kafeye gelince içeri de beni bekleyen çocukluk arkadaşlarımlı olan masaya gülümsedim, Kerim önce benim sonrasında Jalenin mahallesinde bulunmuş olduğundan ikimizin de çocukluk arkadaşıydı ve Kerim sayesinde hepimiz tanışıyorduk...
''Jale bak sana bahsettiğim arkadaşım Harun geldi'' Kerim'in dilinden sözcükler dökülüyordu ama anladığım tek şey birine Jale'ye ayarlamaya çalışıyordu. Jale bir bana bir de Kerim'e baktı. Gülerek selam verdi ve Harun denen çocuğun yanına oturdu. Bende tam karşılarına geçtim, içimden bir ses Harun denen çocuğun sarı saçlarını jilet ile derisinden ayırmak istiyordu biri de sadece diğerleri ile sohbet etmek istiyordu...
''Kerim'in dediği kadar hatta onun anlattığından daha güzelsin'' kanımın damarımdan gözlerime geldiğini hissetmek iyi değildi ''teşekkür ederim'' etme. Bir elin omzumda gezindiğini hissetmem bir şekilde iki saniyemi aldı ''iyi misin hayatım'' bu Jale'nin nefret ettiği Meryem'in sesiydi. ''Meryem, yıldızlar yere inseydi ne yapardın'' biraz düşündü, Jale ise Harun'un sorularını cevaplarken bana bakıyordu. ''sanırım bir içecek yapardım.'' güldüm ''yani yıldızları içmek isterdin'' evet anlamında başını sallamış ve saçlarımla oynamaya başlamıştı. ''içtiğin yıldızlar seni sona ulaştırırsa ne yaparsın'' bu soru benden değildi, Jale tok bir sesle konuşuyordu. ''Handeye de veririm beraber sona ulaşırız'' Saçlarımdaki eli mayıştırmıştı, bana duygularını söyledikten ve sonrasında benden olumlu bir cevap aldıktan sonra bir erkeğin ona bu denli konuşmasına izin vermeyecekti.
Bir süre başım istemsizce Meryem'in omzuna düştü. Saçlarımdan öptüğünü hissettim. ''Hande uykun geldiyse gidebiliriz'' Hala tok sesi gitmemişti, uykum da gelmemişti sadece mayışmıştım ve kedi gibiydim. ''teşekkür ederim ama sen arkadaşla tanışmaya devam et lütfen'' meryem bir kere daha öptü. Tam iki saat 45 dakika boyunca Meryemin omzundaydım, arada bir başımı boyun girintisine koyunca nedense kendimi huzurlu hissediyordum. Ortamdaki herkes saçlarımdan mayıştığımı bilmediğinden yadırgamamışlardı ama Jale sonunda meryemi kaldırmaya çalışmıştı. ''Tamam yeter, Kalk hadi Hande'' gözlerimi açınca derin bir nefes aldım ''sana söylediğim onca şeyi hiç söylememişim varsay. '' gözleri dolmaya başlamıştı ama umurumda değildi. Meryeme biraz daha sokuldum...
Jale biraz daha başımız da beklemiş sonrasında ise herkesle vedalaşıp ayrılmaya çalıştı ama Kerim durdurdu ''Sen kalsana ben bırakarım evine seni '' Kerim'e kıyamıyordu bu yüzden kabul etti sonra oturdu. Oturduğum şekilden sıkıldıktan sonra Meryeme teşekkür edip herkese veda ettim. Kafeden çıktıktan sonra sesini yine duydum ''bir öylesin bir böyle Hande'' derin bir nefes aldım ''hakkettin'' gözleri dolu doluydu ''ne yaptım ben'' derin bir nefes daha aldım ''çocuktan rahatsız olduysan Kerim'in teklifini reddeder birilerini mutlu etmek adına bir şeyler yapmazdın'' bir damla yaş aktı ama kan hücrelerim buz gibiydi ''ne yapsaydım Hande, çocuğu doğum gününde red mi etseydim'' evet anlamında baş salladıktan sonra ''evet'' dedim
''Meryeme dedin ya içtiğin yıldızlar seni sona ulaştıracaklar diye, sona sen ulaştın Jale hemde ilk yudumda. Birinden rahatsızsan red edersin, birini seviyorsan da onun rahatsız olacağı hiçbir şey yapmazsın. Baştan beri vücudumu istediğini beni istemediğini biliyordum...''


Yorumlar
Yorum Gönder